BULGAR MEDYASININ TÜRKİYE’YE BAKIŞI

28 Haziran 2018 Perşembe |


BULGAR MEDYASININ TÜRKİYE’YE BAKIŞI

1990 öncesinin Bulgar medyasını anlatmaya gerek yok. Moskova’nın Pravda gazetesi ne yazarsa 3 gün sonra dönemin komünist Bulgar gazetelerinde Rusça’dan çeviriyle aynı yazılar manşetlerdeydi. Tabi o manşetlere Türkiye’yi karalamaya yönelik yazılar da bolca ekleniyordu.

Peki 1990 yılından sonra ne oldu.

Bulgar medyası, ülkede komünist rejimin yıkılmasının ardından birkaç yıl süreyle Türkiye konusunda kendi görüşünü oluşturmayı denedi.  Bulgar gazeteciler, Moskova, Brüksel veya Washington’un bakışını kopyalayıp okuyucularına aktarmak yerine yakın komşu Türkiye’ye kendi gözleriyle bakmaya çalıştı.
Ne var ki, bilinen sebepler yüzünden  bu çaba kısa sürdü ve Bulgar medyasının 1990 öncesinden kalan alışkanlığı geri geldi. Tek bir farkla,  artık manşetlerde Moskova değil, Brüksel kopyalanıyor.  

Yeri gelmişken Bulgar medyasındaki kalemlerin tarihten gelen önyargılarını hatırlatıp Bulgaristan’da ana akım medyanın yabancıların elinde olduğunu da söylemekte yarar görüyorum.
Bulgar medyası, Türkiye’de gerçekleştirilen tarihi seçimler öncesinde ve sonrasında kapı komşusu Türkiye’yi okuyucularına ve izleyicilerine aktarırken  kendi görüşünü sunmak yerine yine yabancıların yorumlarını kopyaladı.

İstisnalar yok değil.

Bir elin parmak sayısını geçmese de Bulgar basınında öz duruşunu sergileyebilen gazeteciler de var. Bunlardan biri ‘168 Çasa’ gazetesinin yazarı Marin Kirov.
Bakın Kirov  Türkiye ‘uzmanları diplomalarını yırtsın veya savcılığa teslim olsun  başlıklı yazısında neler yazıyor:

Türkiye’de sosyal medyadaki manipülasyonlar yabancı istihbarat örgütlerinin işine yaramadı. Bu durum analiz edilmesi gereken ilginç bir gelişme.
Türkiye’deki seçimler, yasalar çerçevesinde gerçekleştirildi. Aynı yasal durum seçim kampanyası için de geçerli.
Çatışma yaşandı ancak taraftar arasındaydı. İktidardaki partiden öldürülen oldu, aynı şekilde muhalefetten de.
Bulgar yorumcu ve gazetecilerin, Erdoğan’ın düşüşü ve İnce’nin yükselişini içeren  yabancı medyaların hazır metinlerini kullanması onların kendi problemi.  Önemli değil, canlı yayın yapmak ve ellerindeki kağıtlardan bir şeyler okumak için en azından İstanbul Boğaz’ına geziye varmış oldular. İstanbul sabahları çok güzel.
Yine de Türkiye ‘uzmanları’ diplomalarını yırtsın. Hatalı yorumları için özür dilesinler veya savcılığa teslim olsunlar ve hangi yabancı istihbarat örgütlerine hizmet ettiklerini söylesinler.

Bulgar meslektaşlarım sakın yanlış anlamasın. Gazetecinin eleştirme hakkını sorgulamam mümkün değil.  Demem şu ki, eleştirirken veya överken kendi gözlerinizi ve beyninizi yan tarafa bırakıp Moskova veya Brüksel’in plastik tabaklarını kullanmayın. Sofya’nın İstanbul’a Brüksel’den daha yakın olduğunu da unutmamamız lazım.   


Nahit Doğu