Kırcaali'de İlk Haftalık Türkçe Gazete Çıktı

Bulgaristan’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kırcaali bölgesinde ilk Türkçe haftalık gazete olan Rodoplar yayın hayatına başladı. 04.10.2006 Bulgaristan’da 1 milyon Türk’ün yaşadığını,...

Bağdat’ta yaşamıyorsan, Bağdat’ın sorunlarını çözmek çocuk oyuncağı

AjansBg’den Nahit Doğu’ya göre elektronik medyalardan başka gazete, dergi ve kitap da çok önemlidir. - Nahit, anlat bakalım, şu anda neler yapıyorsunuz? Gazete nasıl gidiyor? Radyo işi nereye erdi?...

BULGAR MEDYASININ TÜRKİYE’YE BAKIŞI

28 Haziran 2018 Perşembe |


BULGAR MEDYASININ TÜRKİYE’YE BAKIŞI

1990 öncesinin Bulgar medyasını anlatmaya gerek yok. Moskova’nın Pravda gazetesi ne yazarsa 3 gün sonra dönemin komünist Bulgar gazetelerinde Rusça’dan çeviriyle aynı yazılar manşetlerdeydi. Tabi o manşetlere Türkiye’yi karalamaya yönelik yazılar da bolca ekleniyordu.

Peki 1990 yılından sonra ne oldu.

Bulgar medyası, ülkede komünist rejimin yıkılmasının ardından birkaç yıl süreyle Türkiye konusunda kendi görüşünü oluşturmayı denedi.  Bulgar gazeteciler, Moskova, Brüksel veya Washington’un bakışını kopyalayıp okuyucularına aktarmak yerine yakın komşu Türkiye’ye kendi gözleriyle bakmaya çalıştı.
Ne var ki, bilinen sebepler yüzünden  bu çaba kısa sürdü ve Bulgar medyasının 1990 öncesinden kalan alışkanlığı geri geldi. Tek bir farkla,  artık manşetlerde Moskova değil, Brüksel kopyalanıyor.  

Yeri gelmişken Bulgar medyasındaki kalemlerin tarihten gelen önyargılarını hatırlatıp Bulgaristan’da ana akım medyanın yabancıların elinde olduğunu da söylemekte yarar görüyorum.
Bulgar medyası, Türkiye’de gerçekleştirilen tarihi seçimler öncesinde ve sonrasında kapı komşusu Türkiye’yi okuyucularına ve izleyicilerine aktarırken  kendi görüşünü sunmak yerine yine yabancıların yorumlarını kopyaladı.

İstisnalar yok değil.

Bir elin parmak sayısını geçmese de Bulgar basınında öz duruşunu sergileyebilen gazeteciler de var. Bunlardan biri ‘168 Çasa’ gazetesinin yazarı Marin Kirov.
Bakın Kirov  Türkiye ‘uzmanları diplomalarını yırtsın veya savcılığa teslim olsun  başlıklı yazısında neler yazıyor:

Türkiye’de sosyal medyadaki manipülasyonlar yabancı istihbarat örgütlerinin işine yaramadı. Bu durum analiz edilmesi gereken ilginç bir gelişme.
Türkiye’deki seçimler, yasalar çerçevesinde gerçekleştirildi. Aynı yasal durum seçim kampanyası için de geçerli.
Çatışma yaşandı ancak taraftar arasındaydı. İktidardaki partiden öldürülen oldu, aynı şekilde muhalefetten de.
Bulgar yorumcu ve gazetecilerin, Erdoğan’ın düşüşü ve İnce’nin yükselişini içeren  yabancı medyaların hazır metinlerini kullanması onların kendi problemi.  Önemli değil, canlı yayın yapmak ve ellerindeki kağıtlardan bir şeyler okumak için en azından İstanbul Boğaz’ına geziye varmış oldular. İstanbul sabahları çok güzel.
Yine de Türkiye ‘uzmanları’ diplomalarını yırtsın. Hatalı yorumları için özür dilesinler veya savcılığa teslim olsunlar ve hangi yabancı istihbarat örgütlerine hizmet ettiklerini söylesinler.

Bulgar meslektaşlarım sakın yanlış anlamasın. Gazetecinin eleştirme hakkını sorgulamam mümkün değil.  Demem şu ki, eleştirirken veya överken kendi gözlerinizi ve beyninizi yan tarafa bırakıp Moskova veya Brüksel’in plastik tabaklarını kullanmayın. Sofya’nın İstanbul’a Brüksel’den daha yakın olduğunu da unutmamamız lazım.   


Nahit Doğu

10:30 | 0 коментара |

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Varna Zirvesi'nde AB liderleriyle tarihi Evksinograd Rezidansı'nda buluşacak

23 Mart 2018 Cuma |

Nahit DOĞU / İHA

Türkiye- Avrupa Birliği (AB) zirvesi, Bulgaristan'daki tarihi Evksinograd Rezidansı'nda gerçekleştirilecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Varna Zirvesi'nde AB liderleriyle tarihi Evksinograd Rezidansı'nda buluşacak. Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov'un ev sahipliğinde AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean- Claude Juncker ile bir araya gelecek.

Temelleri 15 Ağustos 1882 yılında Alman asıllı Bulgar Prensi Aleksandır Batenberg tarafından atılan ve o tarihten bu yana Bulgaristan'da devlet yöneticilerinin en önemli sayfiye yeri haline gelen Evksinograd, Karadeniz sahilinde bulunuyor ve Fransız Rönesans şatolarını andırıyor. 900 dönüm bir alana yayılan Evksinograd, dünyada az rastlanan çiçek seraları, Fransız bahçesi, İngiliz parkı, şarap mahzeni, spor merkezi, poliklinik ve çok sayıda yazlık evi bünyesinde barındırıyor. 1944-1990 yılları arasında ülkeyi yöneten totaliter baskıcı Komünist Partisi lideri Todor Jivkov'un da tatil yeri olan Evksinograd Rezidansı, Bulgar yöneticilerinin halktan uzak tatil yeriydi.

Ülkeyi yönetenlerin tatil amaçlı kullandığı Evksinograd, Bulgaristan'ın prenslik yönetiminden günümüze kadar ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamlarını da ağırlamaya devam ediyor.
09:42 | 0 коментара |

Türkiye'nin Balkanlar'daki gücü çift taraflı haber akışının kontrolüyle orantılı

23 Aralık 2017 Cumartesi |

Nahit DOĞU

Uluslararası haber akışı denildiğinde akla gelen üç haber ajansı var dünyada. Reuters, Associated Press (AP) ve Agence France-Presse. Söz konusu ajanslar, uluslararası alanda en gelişmiş haber toplama ağına sahip ve aynı zamanda da geniş haber dağıtım ağına sahipler.

Daha birkaç yıl öncesine kadar Bulgaristan'dan Türkiye'ye haber akışının yüzde 90'ı bu üç haber ajansı tarafından sağlanıyordu.

Örneğin Reuters'in Bulgaristan'daki Türkleri konu aldığı haberleri Türkiye'de İngilizce'den tercüme edilirken Ayşe ve Hasan gibi Türk isimleri Ayshe ve Hassan olarak yazılıyordu. Türk gazeteleri de Reuters'in tercüme haberlerindeki bu isimleri Ayshe ve Hassan olarak yayınlıyordu. Kısacası Kırcaali'deki Ayşe'nin haberini Sofya'daki Reuters muhabiri George yazıyordu. Mersin'deki Mehmet de Kırcaali'deki Ayşe'nin haberini İngilizce'den tercüme okuyordu.

Sevindirici olan bugün durum değişti. Türkiye büyüdü ve artık Bulgaristan'dan Türkiye'ye haber akışının yüzde 90'nı yabancı haber ajanslarının kontrolünde değil. Bulgaristan'dan Türkiye'ye haber akışının kontrolü artık Türkiye'nin en büyük üç haber ajansı olan Anadolu Ajansı (AA), Doğan Haber Ajansı (DHA) ve İhlas Haber Ajansı'nın (İHA) elinde bulunuyor. Üç ajansın da Bulgaristan'da muhabirleri var.

TÜRKİYE, TEK TARAFLILIKTAN KURTULMALI

Ne var ki, haber akışının kontrolü şimdilik tek taraflı. Bölgede güç olan Türkiye çift taraflı haber akışında da söz sahibi olmalı. Türkiye'den Balkan ülkelerine, o ülkelerin dillerindeki haber dağıtımındaki ağırlık yine Türk haber ajanslarında olmalı.

Bir sonraki aşamada ise olması gerekenlerin arasında, haber akışının kontrolünden sonra, toplanan haberlerin analiz edilmesi geliyor. Rutin haber tek başına önemlidir ancak rutin haberlerin toplamının değerlendirilmesi daha da önemlidir.

Bulgaristan örneği tüm Balkan ülkeleri için geçerli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Daha önce de dile getirdik. Büyük şirketler, devletler, hükümetler, medya…  kendi çıkarları için kendi haberlerini üretirler. Bu bağlamda enformasyon savaşının yani bilgi ve bilgilendirme üzerine gerçekleşen bir güç kavgasının varlığını kabul ederek bilgi akışının lehinde kontrolünü sağlayabilen ülkeler veya gruplar psikolojik üstünlüğü de elinde tuttukları tartışılmaz.   
06:09 | 0 коментара |

Bulgaristan'daki Türk partilerine Ankara mektubu

22 Kasım 2017 Çarşamba |

Ankara, Aziz Babuşçu aracılığı ile Bulgaristan'daki Türk partilerine mektup yolladı. Bulgaristan'daki siyasi partilerden bağımsız düşünen Türklerden ise Ankara'ya selam var.

AK Parti milletvekili Azız Babuşçu geçtiğimiz günlerde Bulgaristan'a gelerek üyelerini ülkedeki Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ile Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü İçin Demokratlar (DOST) partisinin liderleriyle görüştü.

Türk basınında Aziz Babuşçu'nun Sofya ziyareti yer bulmadı ancak Bulgar basını Babuşçu'nun Sofya'ya söz konusu iki Türk partisini bir çatı altında birleştirmeye yönelik görüşmeler yapmaya geldiğini iddia etti.

Babuşçu'nın Bulgaristan'a gelişi parti birleştirmeyle bir alakası olmadığı ziyaretin ardından alaşıldı.Bulgaristan'da bu doğrultuda haber ve yorum yayan medya organlarının tamamı HÖH'ün kontrolünde olmaları dikkat çekti.

HÖH, Suriye sınırında Rus uçağının vurulmasının ardından takındığı Ankara karşıtı tutumu sonrasında Babuşçu'nun ziyareti ile ilgili bilgileri kendi medyaları ile yönlendirerek "Ankara, DOST partisinden umduğunu bulamayınca tekrar bizimle barışmak istiyor" mesajını verdi.
Mesaj, parti tabanına yönelik.

Can alıcı kısmı ülkedeki Türklerden oluşan HÖH'ün tabanı, Ankara ile ilişkilerin kopmasından son derece rahatsız. Parti yönetimi de bunun farkında ve bu sıkıntıyı bir şekilde aşmaya çalışıyor. 27 yıldır HÖH'ün iplerini elinde tutan partinin onursal Genel Başkanı Ahmet Doğan, bölge teşkilatlarından dolaylı yollarla kendisine iletilen "Türkiye'yi karşına alamazsın" sitemlerini artık dikkate alması gerektiğinin farkında.

Babuşçu Sofya'ya neden geldi sorusuna kısaca cevap vermek gerekiyorsa. Babuşçu'nun Sofya'da gerçekleştirdiği görüşmelerden Ankara'nın iki Türk partisini birleştirme gibi bir niyeti olmadığı netleşti. HÖH'e yönelik tutumda küçük protokol değişiklikleri dışında sıcaklık beklenmediği ancak DOST partisine verilen desteğin de aynı şiddette devam etmeyeceği ortaya çıktı.

Aziz Babuşçu'nun Sofya'ya neden geldiği sorusundan daha hayati soruyu ise ülkedeki iki Türk partisinden bağımsız düşünen Bulgaristan'daki Türkler soruyor "Ankara, Bulgaristan'da siyasi partilerle bir yere kadar yol alınabileceğini, hedefe STK'lara önem verilerek ulaşılabileceğini ne zaman kavrayacak?


Rus uçağının vurulmasının ardından HÖH'ün Ankara ile ilişkileri koptu. HÖH'e alternatif olarak kurulan DOST partisi ise son parlamento seçimlerinde yüzde 4'lük barajı aşamadı ve parlamento dışında kaldı. Şimdi merak edilen tüm bunlardan sonra Ankara'nın Bulgaristan'daki Türk partilerine yönelik tutumu ne olacak.  
02:11 | 0 коментара |

Bulgaristan'da Seçim Malzemesi, Türkiye ve Türkler

13 Mart 2017 Pazartesi |

Nahit Doğu

Bulgaristan'da 26 Mart tarihinde gerçekleştirilecek erken genel seçimleri öncesinde, Türkiye ve ülkedeki Türkler konusu seçim malzemesi olarak kullanılıyor. 
 Daha önce aşırı sağ popülist siyasi partiler Türkiye ile ilgili her şeyi seçim propagandası haline getirirken, artık aşırı milliyetçi siyasi oluşumların dışındaki partiler de seçimler öncesinde Türkiye ile ilgili konuları propaganda için kullanmayı tercih ediyor. 
Nüfusu 7 milyon olan Bulgaristan'da yaklaşık bir milyona yakın Türk yaşıyor. Ancak üye tabanını Türklerin oluşturduğu siyasi partilerin temsilcileri herhangi bir seçim mitinginde üç cümle anadilinde seçmene hitap ettiklerinde "skandal" oluyor. 
 Türkiye'de ikamet eden Bulgaristan vatandaşları, oy kullanmak için Bulgaristan'daki doğum yerlerine gelmek istediklerinde "seçim turizmi yapılıyor" suçlamaları ile karşılaşıyor ve ucuz propaganda arayan siyasetçiler Kapıkule'ye gidip söz konusu vatandaşları Bulgaristan'a getiren otobüsleri durdurmak için yol kesiyor. 
 Bir anma töreninin genel görüntülerinde, binlerce insanın arasında bulunan Türk Büyükelçisi 5 saniye seçim görüntüsünde göründü diye o klip yasaklanıyor. Türkiye'de herhangi bir siyaset adamı Balkanlar'daki soydaşlarıyla ilgili bir açıklama yaptığında Bulgaristan'da mutlaka birileri o konuşmada Bulgaristan'ın ulusal çıkarlarını tehdit eden ifadeler buluyor. 
 Her seçimde Türkiye ve Türkler konusunun malzeme yapılmasının birçok nedeni var. Tarihsel önyargılar olduğu gibi, Bulgaristan'daki toplumsal kompleksler de öne çıkıyor ve aynı zamanda ülkedeki mevcut siyasi zemin Türkiye ve Türkler konusu ile şekillendiriliyor.


iha
04:48 | 0 коментара |

Para ve çizgi mücadelesi

1 Ocak 2016 Cuma |

Nahit Doğu

Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinde olanlar aslında gösterildiği gibi Rusya yanlıları ile Türkiye yanlılarının bir çatışması değil. Yaşananlar üyelerinin çoğunluğu Türklerden oluşan ancak Bulgaristan’daki Türklerin kültürel kazanımları doğrultusunda çalışmayı çoktan bırakan Hak ve Özgürlükler Hareketi içinde çıkar gruplarının mücadelesi sadece. Parti içi gruplaşmaların para mücadelesi topluma milliyetçilik, iç ve bölgesel siyaset kılıfı giydirilerek sunuluyor.

Ülkedeki Türk toplumunun mücadelesi ise bambaşka. Türkler, komünizmin çökmesinden sonra önemli kültürel haklar elde etmelerine rağmen eksikliklerin giderilmesini bekliyor. Ne var ki, Ahmet Doğan yönetimindeki Hak ve Özgürlükler, Türklerin elde edebileceği hakların bir sınırı olduğuna, olması gerektiğine inanıyor. Doğan’ın, Bulgaristan’daki Türklerin sahip olabileceği haklar konusunda bir çizgisi var ve o çizgi de asla geçilmemeli. Doğan’ın çizgisi devlet tarafından da destek görmüyor değil.

İşte parti içindeki çıkar gruplarının dışındaki Türklerin arasındaki görüş ayrılığı bu çizgi nedeniyle ortaya çıkıyor.

Doğan’ın Hak ve Özgürlükler’i, Türklerin kamusal alanda anadillerini konuşabileceklerini ancak siyasi mitinglerde Türkçe yasağının kalmasında sakınca görmüyor. Doğan’ın Hak ve Özgürlükler’i, ulusal çapta 24 saat Türkçe yayın yapacak radyo ve televizyon istemiyor. Türklerin can alıcı konularından hayli uzak duran devletin televizyon kanalından 10 dakikalık Türkçe yayını yeterli görüyor. Doğan’ın Hak ve Özgürlükler’i, Türk çocuklarının okullarda anadillerini ‘mecburi ders’ değil, ‘seçmeli ders’ olarak okutulmasını kâfi görüyor. Bunun gibi örneklerin sayısı haylı fazla.

Hak ve Özgürlükler’i destekleyen ve eleştirenler arasındaki mücadele iste bu çizgi yüzünden ortaya çıkıyor. Parti içindeki baronlar, Doğan’ı mevki ve para için desteklierken, parti dışındaki sıradan seçmen ise söz konusu mücadele çizgisini idrak edemediği ve başka çaresi olmadığı için destek veriyor. 

31 Aralık 2015 Perşembe
14:24 | 0 коментара |

Ankara’nın Bulgaristan’daki ‘sadece’ hatası

Nahit Doğu 

 Ankara ilk hatasını ‘sadece’ Kasım Dal’a, ikincisini ise ‘sadece’ Lütfi Mestan’a arka çıkmakla yaptı. Sivil toplum örgütleri önemsenmedi. 1990 yılından sonra Bulgaristan’da Türklere ait ve siyasi yanlışlıklardan bağımsız hareket edebilecek sivil toplum örgütleri oluşturulamadı, STK’ların toplumsal değişimin temel ve birincil aktörlerinden oldukları unutuldu. Komünist rejimin bilinçaltı yıkama makinasından çıkan Türkler, güven çatısı aradı ve bu çatıyı ‘sadece’ Hak ve Özgürlükler Hareketi partisinde buldu... Bugün saray darbesiyle Lütfi Mestan’ı genel başkanlık koltuğundan alan Ahmet Doğan’ı destekleyen Türkler, Doğan’ın kendisini değil, HÖH’ü destekliyor. Kısacası 1990 yılından sonra buldukları güven çatısını destekliyor. İşte 1990 yılından bu yana zaman zaman o güven çatısı ufak ufak akmaya başlayınca delikleri kapatacak STK’lar yoktu ortada. Çatının ‘sadece’ bir ayağını desteklersen, zamanla tümünün düşeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. STK’ların toplumsal değişim üzerindeki nüfuzu önemsenmedikçe yakın gelecekte ‘sadece’ hataları tekraralanacaktır.

25 Aralık 2015 Cuma
14:22 | 0 коментара |

Lütvi Mestan istifa ediyor... Ahmed Doğan taşak geçiyor

Nahit Doğu

Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH) lideri Lütfi Mestan, istifa dilekçesini yazdı. Bir süredir partinin onursal başkanı Ahmed Doğan’la arası açık olan Mestan için bardağı taşıran son damlanın Türkiye hava sahasında düşürülen Rus uçağıyla ilgili parlamentoda yaptığı açıklama oldu.

Doğan, Türkiye’nin tutumunun desteklendiği söz konusu açıklama için ‘Mestan gaf yaptı’ ifadelerini kullanarak parti kurmaylarının bulunduğu bir ortamda Mestan’a yönelik çok ağır eleştirilerde bulundu. Eleştiriler, son seçimlerde ülkenin kuzey bölgelerinde kaybedilen belediye başkanlıklarıyla da sürdü gitti.

Aslında Doğan’ın rahatsızlığı uçakla ilgili açıklamadan daha çok Lütfi Mestan liderliğindeki HÖH’ün Türkiye’ye yakın durmasından kaynaklanıyor.

Ülkedeki Türklerin oylarıyla ayakta duran Doğan, tabanından gelen istekleri yıllarca görmezlikten geldi. Kendisine yönelik süikast girişiminin ardından başkanlık koltuğuna Mestan’ı getirdi ancak Mestan’ın ondan farklı olarak Türkiye ve Türklerin problemlerine daha yakın durması Doğan’ın hoşuna gitmedi.

Doğan’ın psikolojik profilinde, Türk siyasetçi profili değil de saf belirtmeme yapılanması kendini daima gösteriyor.  Bu nedenle de Rusya ile Türkiye arasındaki krizde Mestan’ı dengeleyici tavır takınmamakla suçluyor.

Aynı şekilde Mestan’ın Ankara’ya yakın durması Doğan’ı çileden çıkarıyor. Türkiye’yi üstü kapalı eleştiren Doğan, HÖH’ün değiştirilmesi değil yenilenmesi gerektğini savunarak, değiştirilmesinin ‘komşu ülkelerin desteğiyle bile gerçekleştirilemeyeceğini’ söylüyor.

Doğan bu sözleri geçen yılın değerlendirilmesinin yapıldığı ve partililerin bulunduğu toplantıda söyledi.. 

Doğan, aynı toplantıda, aralarında bayan partililer de bulunuyordu, ‘bilinçaltında telepatik bilgiye ulaşmak için bende açık portal var’ dedi ve inandırıcı olmak için de ‘taşak geçmiyorum’ manasına gelen ‘sizinle s.k geçmiyorum’ ifadesini kullandı.

Bu ifade HÖH’ün resmi internet sitesine aynen yüklendi. Ne parti içinden, ne de Türklere ait sivil toplum örgütlerinden henüz bir tepki yok. Olacağını da sanmıyorum...

Kısacası 1990 yılından bu yana Doğan, ülkedeki Türklerle taşak geçmeye devam ediyor ve aynı zamanda da bilinç altlarındaki telepatik portalların anahtarını elinde tutuyor.

Rastlantılara pek inanmadığım için söyleyeyim; Türk Büyükelçisi Süleyman Gökçe ile Lütfi Mestan bugün görüştü. Gökçe, Mestan'ın doğum gününü kutladı. Mestan'ın doğum tarihi 24 Aralık 1960.

22 Aralık 2015 Salı

14:21 | 0 коментара |

5 dakika yerine 24 saat Türkçe yayın

9 Kasım 2014 Pazar |

Bir yıl ayakta kalıp kalmayacağı belli olmayan yeni hükümetin kurulmasından saatler sonra, Bulgar devlet televizyonunun birinci kanalında her gün yayınlanan 5 dakikalık Türkçe haber bülteni yine gündeme taşındı.
İktidardaki koalisyon hükümetine dışarıdan destek veren Vatansever Caphesi, devlet televizyonunda yayınlanan Türkçe haber bülteninin kaldırılmasını istiyor.
Hafta içi her gün yayınlanan ve ortalama 5 dakika süren Türkçe haberleri ülkedeki Türklerin ne kadar seyrettiği meçhul. Genelde Bulgarca haberlerin tercümesinden oluşan söz konusu bülten, daha önceki yıllarda da aşırı milliyetçi siyasi partilerin hedefindeydi.
Avrupa Birliği'nin en yoksul ülkesi ve ekonomik krizin altında ezilmeye devam eden Bulgaristan'da ülkedeki Türklerin çoğunluğu tarafından seyredilmeyen 5 dakikalık Türkçe haber bülteni yine popülist söylemlerle siyasi arenada kendine yer arayan oluşumların malzemesi haline getiriliyor.
Kıyaslama doğru olmayabilir ancak daha iyi anlaşılması açısından şöyle kabul edebiliriz; Bulgaristan'daki Türkçe bülten, Türkiye'de TRT 1 kanalında her gün 5 dakikalık Kürtçe haber sunulması anlamına gelir.
Bu durumda 5 dakikalık yayının Kürtlerin yararına olacağının iddia edilmesi zor. Bu nedenle de Kürtçe yayın TRT 1'de 5 dakikayla geçiştirilmeyip, 24 saat Kürtçe yayın yapan ayrı bir kanal kuruldu.
Bulgaristan'daki durum da pek farklı değil. Süresi 5 dakika olan ve devlet televizyonunun birinci kanalında yayınlanan Türkçe haber bülteninin ülkedeki Türklerin lehine olduğu düşünülmüyor. Çoğunluk, Türklerin kültürel hakları bağlamında 'Türkçe yayın var' demek için söz konusu bültenin yayına konulduğu kanaatinde.
Bulgar devlet televizyonunda 5 dakikayla geçiştirilen Türkçe yayın kaldırılıp, 24 saat Türkçe yayın yapacak ayrı bir kanal açılması ülkedeki Türklerin kültürel hakları açısından en doğru yol olarak görülüyor.
Ancak bu isteği ne Türkçe haber bülteninin kaldırılmasını isteyen aşırı milliyetçi oluşumlar, ne de Türkçe yayının kaldırılmasına karşı olduklarını beyan eden Türklerin siyasi temsilcisi konumundaki partiler dile getirebiliyor.
5 dakikalık Türkçe haber bülteninin yayında kalmasını savunanların da kaldırılımasını isteyenlerin de amacı gerektiğinde söz konusu bülteni siyasi malzemeye çevirmek. Bunu da yıllarca yapmaya devam ediyorlar. 

9 Kasım 2014
07:43 | 0 коментара |

Hükümette ırkçı parti endişesi

Bulgaristan'da genel seçimlerin ardından başlayan hükümet kurma çalışmalarında, ırkçı partilerin koalisyona girme ihtimali endişeye yol açtı.
Ülkede 5 Ekim'de yapılan erken genel seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Bulgaristan'ın Avrupalı Geleceği İçin Vatandaşlar Partisi (GERB), hükümet kurma çalışmalarını sürdürüyor. GERB'in, yüzde 4 barajı aşarak parlamentoya girmeyi başaran aşırı sağ partilerle koalisyon kurmak zorunda kalabileceği ifade ediliyor. 
Seçimlerde en çok oy alarak parlamentoda 84 milletvekilliği kazanan GERB, tek başına hükümeti kuramıyor. 240 sandalyelik mecliste çoğunluğu elde etmek için 121 milletvekiline ihtiyaç duyuluyor. Parlamentoya giren 7 partiyle hükümet konusunda bir haftadır görüşmelerde bulunan GERB, söz konusu siyasi partilerle uzlaşı sağlayamaması üzerine koalisyon görüşmeleri ikinci tura kaldı.


GERB'in bir hafta boyunca devam ettirdiği koalisyon görüşmelerinden çıkan sonuç, milletvekili dağılımına göre, ikinci ve üçüncü sırada bulunan Bulgar Sosyalist Partisi (BSP) ile ülkedeki Türk ve Müslümanların siyasi temsilcisi konumundaki Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH) ile uzlaşmasının zor olduğunu gösterdi.
Bu partilerin dışında geriye, aralarında ülkedeki Türkleri temsil eden ikinci siyasi parti konumundaki Hürriyet ve Şeref Halk Partisi'nin de (HŞHP) olduğu 5 siyasi partiden oluşan Reformcu Blok Koalisyonu (RB) kalıyor. GERB, RB Koalisyonu ile anlaşması durumunda aşırı sağ ve ırkçı söylemleriyle bilinen iki partinin desteğine ihtiyaç duyacak.
Daha önceki koalisyon hükümetlerine dışarıdan destek veren, ırkçı eylem ve söylemleriyle öne çıkan Ataka Partisi ile Vatansever Cephesi Koalisyonu (NFSB-VMRO), hükümette yer alma fırsatı yakalamış oluyor.
Ataka, kendisini "milliyetçi", Vatansever Koalisyonu'nu oluşturan iki parti ise "vatansever" olarak tanımlasa da siyasi çizgileri ırkçılıktan öte geçemiyor. Ataka üyelerinin 2011'de başkent Sofya'da Banya Başı Camisi'nde cuma namazı kılanlara saldırması ve seccadelerini yakması, ülkedeki Türk ve Müslümanlar tarafından unutulmuş değil.
Vatansever Cephesi ise ülkedeki etnik azınlıklara yönelik dini ibadetler ve dil konusunda kısıtlamalar getirilmesini savunuyor. Daha önceki hükümetlerde yer almayarak dışarıdan destek veren iki aşırı milliyetçi siyasi partinin şimdi hükümet ortağı olma ihtimali bulunması endişelere neden oluyor.
Siyasi gözlemciler, Vatansever Cephesi veya Ataka'nın kurulacak bir koalisyon hükümetinde yer almasının, kabinede bakan düzeyinde temsilcilerinin olacağı anlamına geldiğini, söz konusu partilerin devlet mekanizması içinde ırkçı çizgilerini korumaya çalışacaklarını belirtiyor.

Kaynak: AA
21 Ekim 2014
07:41 | 0 коментара |

Irkçılık mı, Sali abi protestosu mu?

Bulgaristan'da bir haftadır birkaç şehirde 'Bat Sali' yani 'Sali abi' lakaplı milletvekili Aleksandır Metodiev'e karşı protesto gösterileri yapılıyor.

Neymiş efendim, 'Sali abi' lakaplı Roman asıllı Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH) milletvekili Aleksandır Metodiev'in milletvekili seçilmesini protesto ediyorlarmış.

Ellerinde taşıdıkları pankartlarda 'Türk oylarına hayır' ve 'Türkler bizi yönetmesin yazıyor'. Varna'nın  elmaları ne renk diye sormazlar mı adama canım.

Küstendilli yoldaş, seçim sistemindeki bir dengesizliğe karşı protesto için sokaklara dökülsen yerden göğe kadar hakkın var derim, destek de verebilirim. Ancak senin bölgenden 800 oy alan, üzerine de Türkiye'den gelen binlerce oyu ekleyerek milletvekili seçilen Sali abimizin suçu ne? Yürürlükteki seçim yasası buna hak tanıyor. Protesto gösterin seçim sistemine karşı olmalı, etnik temele dayalı ırkçılık yapmaya kalkışma ve olmayan yarayı kaşımayın.

Bilinçaltınızdaki rahatsızlığınız Türkler değilse, seçim sistemini beğenmiyorsanız 'Türk oylarına hayır' pankartlarını indirin ve yerine 'seçim sistemine hayır' yazın.
Sali abimiz yasalara uyarak milletvekili oldu. Devlet de ilgili yasalara uyarak ırkçı sloganlar içeren bu pankartları indirmeyecek mi?

Sali abime gelince, kendisine karşı bir haftadır süren protestoları sordum. Çingene (kendi ifadesi) olduğu için protestoya maruz kaldığını söylüyor. Hristiyan çingene olsaydı tepkilere maruz kalmayacağını savunuyor.

Salí abi lakaplı Aleksandır Metodiev, savında ne kadar haklı tartışılır ama yasalara bağlı kalarak milletvekili seçilen birine karşı protestolar haksız. Bu protestoları ırkçı gösteriye dönüştürenlere karşı devletin ilgili yasaları uygulamaması ise düşündürücü.

15 Eylül 2014
07:39 | 0 коментара |

Albümdeki STK fotoğrafı eksik

Bulgar medyası, HÖH lideri Lütfi Mestan'ın Ankara'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüştüğünü ilk Ajans Bg'den öğrendi.

Aslında görüşmeden üst düzey 7 yöneticisinin dışında partide kimsenin haberi de yoktu.

HÖH, Türkiye ziyaretlerinin Bulgar kamuoyunda duyulmasını pek istemiyor. Parti, bu ziyarette de geleneği korudu ve Ankara temaslarını suskunlukla geçiştirdi.

5 Ekim'deki erken genel seçimleri için Mestan'ı Erdoğan'la el sıkışırken gösteren fotoğraf HÖH'ün en etkili seçim propagandası haline geldi.

Geçen seçimlerde Kasım Dal ve Korman İsmailov'un partisi HŞHP, Erdoğan'lı fotoğrafı seçim malzemesi olarak kullanmıştı. Ancak partinin genel stratejisi eksik kalınca İsmailov'u Erdoğan'la gösteren fotoğraf HŞHP'yi parlamentoya sokamadı.

Kısacası fotoğraf aynı ama iki partinin yaklaşımı farklı.

HŞHP bakın ben Ankara'dayım diye bağırırken, HÖH Ankara'da olduğunun duyulmasından korkuyor. Halbuki ikisi de yanlış, doğru yol tam ortada bir yerde...

Peki Ankara, seçimler öncesinde Lütvi Mestan'ın Çankaya Köşkü'ne çıkmasının iki ülkede yaşayan Bulgaristan Türkleri üzerinde nasıl bir psikolojik etki yaratacağının farkında değil mi? Cevap farkinda olmanin da ötesinde. Bu yüzden de Bursa'nın Millet Mahallesi'nde ve Kırcaali'nin merkezindeki kahvehanelerde 'Ne oldu şimdi' sorusu sıkça soruluyor ve cevap aranıyor. HŞHP ve HÖH'ün fotoğraflı mesajlarının ardından 'ne oldu şimdi' sorusuna yanıt gelmeli aslında...


Siyasette baki kalan temel taşlardır, görünen fotoğraflar ve fotoğraflardaki insanlar değişebilir. Şekillerin etkisi incelenebilir ama üzerinde gereğinden fazla durulması gereksizdir. Siyasetin dışına taşan temel taşlardan biri sivil toplum örgütleridir. Komünist rejimin yıkılmasından bu yana 25 yıl geçmesine rağmen Bulgaristan'da sayıları bir milyona varan Türklerin bir tane bile etkili bir sivil toplum örgütü olamadı. Nedenleri bilinmiyor değil.

Ankara, HŞHP ve HÖH fotoğrafı dışında albümüne bir de sivil toplum örgütleri fotoğrafı yapıştırmalı.

14 Eylül 2014

07:38 | 0 коментара |

Geçici hükümet, Rusya yanlısı görüntüyü silebilir mi?

8 Ağustos 2014 Cuma |

Bulgaristan'daki geçici hükümet, ülkenin Rusya yanlısı görüntüsünü silmeye çalışıyor.

Bir önceki hükümet döneminde, ülkede Rusya yanlılarının etkisinin genişlediği yönündeki eleştirilerin çoğalması üzerine Bulgaristan'ın yeni Dışişleri Bakanı Daniel Mitov, görevi alır almaz ülkesinin Avrupa Birliği (AB) ve NATO'nun sadık üyesi olduğunu beyan ettti.

"Son bir yılda Brüksel'de Bulgaristan'a ne kadar güvenilebileceği konusunda şüpheler oluştu" diyen Mitov, Sofya'nın Ukrayna krizi ile ilgili tutumunun, Bulgaristan'ın nerede durduğuna dair diğer AB üyesi ülkeler ve NATO'daki müttefikleri için bir gösterge oluşturacağını belirtti.

Siyasi gözlemciler, Brüksel'in şüphelerinin bertaraf edilmesi konusunda Mitov kadar iyimser görünmüyor.

Yaklaşık üç ay görevde kalacak ve ülkeyi erken seçimlere taşıyacak geçici kabine, stratejik kararlara imza atamayacak çünkü alınan her kararın parlamentoda onaylanması gerekecek. 

Ancak Sofya'daki Batılı gözlemciler, geçici hükümetin somut kararlar alamasa da ülkenin izleyeceği yön konusunda net sinyaller verebileceğini savunuyor.

Avrupa Birliği'nin en yoksul ülkesi Bulgaristan'da, iç siyasette vatandaşların kamu kurumlarına yönelik güvenlerinin azaldığına dikkati çeken gözlemciler, uluslararası arenada ise zedelenen ülke imajının düzeltilmesi için geçici hükümetin çaba harcaması gerektiğini kaydediyor.

Bulgar Sosyalist Partisi (BSP), Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH) ve Ataka Partisi'nin oluşturduğu bir önceki hükümet, Rusya yanlısı görüntüsüyle ülke içinde ve dışında şüphelerin oluşmasına neden olmuştu. 

Nahit Doğu, AA



01:14 | 0 коментара |

Güney Akım, Bulgaristan'ı zor durumda bıraktı

15 Temmuz 2014 Salı |

Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi'nin paydaşlarından Bulgaristan, AB ile Rusya arasında kaldı. Ukrayna krizi nedeniyle AB ile Rusya arasında yaşanan gerilim, projenin devamı konusunda karar verecek Bulgaristan'ı zor durumda bıraktı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün gerçekleştirdiği Bulgaristan ziyaretinde, projenin AB’nin enerji kaynaklarının çeşitlendirmesini öngören Üçüncü Enerji Paketi’nin kapsamı dışına çıkarılmasını talep ederken, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Kristian Vigenin de Güney Akım projesine destek verdiklerini söyledi.

Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı'nın AB'ye giriş noktası Bulgaristan, geçen yılın ekim ayında Montana şehrindeki kompresör istasyonunun temelinin atılmasıyla projenin Bulgaristan ayağının inşasına başlamıştı.

AB-Rusya arasındaki siyasi ilişkilerin Rusya'nın Kırım'a müdahalesi sonrası tırmanmasının ardından, birliğin Güney Akım'a karşı duruşu da sertleşmişti. AB, Güney Akım boru hattı projesinin kontrolünün Rus enerji devi Gazprom'da olması nedeniyle Bulgaristan'ı birçok kez uyarmıştı.

Brüksel'in yaptırımlarından çekinen ve AB'nin en yoksul ülkesi konumundaki Bulgaristan, geçtiğimiz ay Güney Akım projesinin AB'nin yürürlükteki kanunlarına uygun hale getirilinceye kadar inşaat faaliyetlerini askıya almıştı.

"Güney Akım'ı istiyoruz ancak..."

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dünkü Bulgaristan ziyareti sırasında Bulgar Başbakan Plamen Oreşarski ile yaptığı görüşmede, Bulgaristan'ın Güney Akım'ın hayata geçirilmesi için çaba harcayacağı ve Sofya'nın bu projeyi desteklediği yönünde teminatlar aldığını ifade etti. 

Bulgar Başbakanı Oreşarski ise Güney Akım'ı desteklediklerini ancak projenin AB yasaları çerçevesinde olması gerektiğinin altını çizdi.

Nihai çözüm Brüksel'de

Oreşarski, Lavrov ile görüşmesinde Güney Akım'ın devamının sağlanması için nihai çözümün Brüksel'de olduğuna işaret ederken, Sofya'daki diplomatik kaynaklar, Lavrov'un Sofya ziyareti sırasında projenin devamı için Bulgaristan'a baskı yapmadığını ancak "baskı imasında" bulunduğunu belirtiyor. 

Öte yandan, enerjide Rusya'ya bağımlılığı yüzde 90'dan fazla olan Bulgaristan, aynı zamanda büyük bir Rus nüfusuna sahip.

Rusya, yıllık 63 milyar metreküp kapasiteli olması planlanan Güney Akım ile Avrupa’ya gönderdiği doğalgazın yarısını üzerinden geçirmek zorunda olduğu Ukrayna’yı devre dışı bırakmayı amaçlıyor.

AA
8.07.2014
14:58 | 0 коментара |

Bulgaristan'da siyasi gerginlik

8 Haziran 2014 Pazar |

08 Haziran 2014 I Anadolu Ajansı

Bulgaristan'da 25 Mayıs'ta yapılan Avrupa Parlamentosu (Ap) milletvekili seçiminde iktidardaki koalisyonun büyük ortağı Bulgar Sosyalist Partisi'nin (BSP) önemli oy kaybına uğramasının ardından başlayan erken seçim tartışmaları ve oluşan siyasi gerginlik, Türklerin asimilasyona uğramasını kınayan bildiriye yansıdı.

Başbakan Plamen Oreşarski'nin teknokrat hükümetini oluşturan BSP ile ülkedeki Türklerin siyasi temsilcisi konumundaki Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH) arasındaki gerginlik, AP seçiminin ardından HÖH lideri Lütvi Mestan'ın yıl sonuna kadar erken seçime gidilmesini talep etmesiyle başlamıştı. Mestan'ın talebi, koalisyon ortağı BSP'den tepki gördü ancak ortağı HÖH'nin erken seçim talebine mecburen olumlu yaklaşmak zorunda kaldı. BSP, HÖH'nin karşı çıktığı iki konuya ise destek verdi.

BSP'den ortağı HÖH'e karşı hamle

BSP, daha önce ana muhalefetteki merkez sağ Bulgaristan'ın Avrupalı Gelişimi İçin Vatandaşlar (GERB) partisinin zorunlu oy kullanma sisteminin yürürlüğe konulması teklifini destekleyeceklerini açıkladı. HÖH'nin ise zorunlu oy kullanmaya karşı olduğu biliniyor.

Sosyalistlerin destek verdiği ve HÖH'nin karşı çıktığı bir başka konu ise komünist rejim döneminde Türklere ve Müslümanlara karşı uygulanan asimilasyonu kınayan bildirinin iptal edilmesi teklifi.

BSP'den 7 milletvekili, aşırı sağ Ataka Partisi'nin 1990 öncesinde ülkedeki Türklere karşı uygulanan baskıları kınayan bildirinin iptal edilmesi önerisine destek verdi. Bulgar parlamentosunda Ocak 2012 yılında kabul edilen belge, "Bulgaristan Müslümanlarına Karşı Uygulanan Zorla Asimilasyon Sürecinin Kınanmasına İlişkin Bildiri" adını taşıyor ve bu bildirinin yine Parlamento tarafından başta Ataka olmak üzere milliyetçi çizgideki diğer siyasi oluşumlar tarafından iptal edilmesi isteniyor.

Siyasi yorumcular, BSP'nin HÖH'nin karşı çıktığı konuları destekleyerek koalisyon ortağının erken seçim talep etmesi karşısında "öç alma" hamlesinde bulunduğunu savunuyor.

HÖH lideri Lütvi Mestan, buna inanmak istemediğini belirterek, "Ben bunların bir öç alma olduğuna inanmak istemiyorum çünkü öç modern siyasetin dili değil. Bu bir öç almaysa biz bunu hak etmedik. Ben seçimlerden çıkan sonuç nedeniyle erken seçimlerin kaçınılmaz olduğunu söyledim. Oreşarski hükümetine karşı kötü bir şey söylemedik" dedi.

Mestan, parlamentoya bağlı Hukuk Komisyonu'nda oy çokluğu sağlanamadığı için komünist dönemde Türklere yönelik asimilasyon kampanyasını kınama bildirisinin iptali için evet oyu kullanan milletvekilleri konusunda ise BSP'nin tutumunu gözden geçirmesini umduklarını kaydetti.

Koalisyon ortakları Güney Akım'da da uzlaşamıyor

Koalisyon ortakları BSP ve HÖH arasındaki uzlaşmazlık iç siyasette olduğu gibi uluslararası ilişkilerde de kendini gösteriyor. İki ortak, Rus gazının Karadeniz'den geçerek Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya taşınmasını öngören Güney Akım Doğalgaz Projesi konusunda farklı tutuma sahip. AB'nin Güney Akım doğalgaz boru hattının inşaatının askıya alınması yönündeki uyarılarını dikkate almak istemeyen BSP, koalisyon ortağı HÖH'nin itirazıyla karşılaşıyor. HÖH, Brüksel'in uyarılarına uyulmasını istiyor.

Gözlemciler, belirli bir yaşın üzerinde olan ve Rusya'ya sıcak bakan seçmen tabanı ile BSP'nin Moskova'ya yakınlık göstermesinin doğal karşılanması gerektiğini savunuyor.

İstifa talebi içeren sokak protestolarının damgasını vurduğu Başbakan Oreşarski hükümetinin bir yıllık iktidarına, koalisyon ortakları BSP ile HÖH arasındaki son gerginlik de eklenince hükümetin ayakta kalmakta daha da zorlandığı yorumları yapılıyor. AB'nin en yoksul ülkesi Bulgaristan'da artık erken seçim olasılığı dışında bir siyasi seçenek görülmüyor ve seçim tarihinin netleşmesi bekleniyor.
05:51 | 0 коментара |

AB üyesi ama maaşın yarısı elektriğe gidiyor

25 Mayıs 2014 I Anadolu Ajansı
AB'nin en yoksul ülkesi olan Bulgaristan'da çalışanların ortalama aylık kazancı 300 Avro. Halk, gelirlerinin yarısını elektrik faturası ödemek istemiyor.
Bulgaristan'da halk Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için bugün sandık başında, ülkeyi Brüksel'de temsil edecek 17 milletvekilini belirleyecek.  
2007'de AB'ye üye olmasından bu yana üçüncü defa gerçekleştirilecek seçime 15 siyasi parti, 6 koalisyon ve 3 bağımsız aday katılılıyor. 7 yıl önce ülke, AB'ye üye olduğunda başkent Sofya'nın merekezinde havai fişekler eşliğindeki kutlamalar sevinç gösterilerine dönüşmüştü. Sevinçten ağlayanlar bile vardı. Ülke, bir anda refah beklentisi içine girdi. Beklentiler de oldukça büyüktü ancak hayat standartlarında değişiklik yaşanmadı ve AB Bulgarları hayal kırıklığına uğrattı.
1989'da komünizmin yıkılışından bu yana ülke bir türlü kendini toparlayamadı. Sosyal adaletsizlik, yolsuzluk, yoksulluk ve beraberindeki ekonomik göç, yargıya güven eksikliği ve siyasilerin halkın beklentilerini karşılamada isteksiz davranması çok sayıda Bulgarların AB'ye yönelik bakışını tekrar gözden geçirmesine neden oldu.
Üyeliğin ilk yıllarındaki değişim umutları yerini ümitsizliğe bıraktı. AB'ye karşı varolan hayal kırıklığı ise popülist söylemler üzerinden siyaset yürüten partilerin lehine çalışmaya başladı. 
Önceki seçimlerde popülist sloganlarla belirli bir seçmen kitlesine ulaşmayı başaran partiler, artık tarihten gelen ve köminist rejim döneminde pekiştirilen ve azımsanmayacak sayıda Bulgarların bilinçaltına kazınan, Türkiye karşıtı söylemleri ön planda tutmak yerine AB karşıtlığını öne çıkardı.
Daha önceki seçimlerle kıyaslandığında bu seçim propaganda döneminde AB karşıtı söylemlerle oy kazanmaya çabalayan siyasi oluşumların sayısında artış gözlendi. İktidardaki koalisyon hükümetinin, “Avrupa'da eşçinsellerin ve çocukları cinsel istismara uğratanların rahatça seyehat edebildiğini ancak Rusya'nın resmi görevlilerine yasak getirildiğini“ söyleyen ve bu sözleri seçim propagandasında kullanan aşırı sağ bir partinin desteğiyle ayakta kalıyor.
AB'nin en yoksul ülkesi
Toplumun beklentilerini karşılayamayan geleneksel partilere oy vermek istemeyen aynı zamanda da popülist ve aşırı sağ partilerin tutumlarını mantıklı bulmayanların sayısı her geçen yıl artıyor. İşte bu kitle de sandığa gitmeyenleri barındırıyor.  
Sandığa gitmek istemeyenleri ikna çabaları başarılı olamıyor. Nedeni AB üyeliğinin ilk yıllarındaki gibi büyük beklentiler içinde olan vatandaşların sayısının azalması. İnsanlar siyasilerin sorunları çözmesini istiyor ancak değişişen bir şeyin olmadığını da görüyor. Ardı kesilmeyen yolsuzlukların üzerine yoksulluk da eklenince AB üyesi Bulgaristan'da dengeler vatandaşın aleyhine çalışmaya devam ediyor.
AB'nin en yoksul ülkesi olan Bulgaristan'da çalışanların ortalama aylık kazancı 300 Avro. Birliğin en zengin ülkesi Lüksemburg’ta ise ortalama aylık maaş 3 bin Avro.
Tabii, Bulgaristan'da kimse 7 yılda Lüksemburg'un refah seviyesine ulaşma hayali kurmuyor ancak küçücük maaşlarının yarısını da elektrik faturası için vermek istemiyor.
Bulgaristan'da yoksulluk, AB'ye karşı duyulan hayal kırıklığını artırmaya devam ederken aynı zamanda da aşırı sağ partilerin güçlenmesine yardımcı oluyor.
05:46 | 0 коментара |

Türk partisine tepki

25 Nisan 2014 I Al jazeera Türk

Bulgaristan’da üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH), Avrupa Parlamentosu için Delyan Peevski'yi aday göstermesi tartışma yarattı. Türk sivil toplum örgütleri, medya patronu 34 yaşındaki Peevski’nin Kırcaali'den aday gösterilmesine tepkili.


Avrupa Birliği (AB) üyesi 28 ülkede Mayıs ayında seçim var. Seçimler, 22 - 25 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu'nun 751 milletvekilini belirlemek için yapılacak. Seçime gidecek ülkelerden biri de 2007’de AB üyesi olan Bulgaristan. Avrupa Parlamentosu’na 17 milletvekili gönderebilen Bulgaristan'da 18 siyasi partinin adayları yarışacak. Ülkedeki Türkler arasında ise aday tartışması var. 
Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), 34 yaşındaki milletvekili Delyan Peevski'yi Kırcaali'den aday gösterdi.
Edirne merkezli Balkan Türkleri Federasyonu Başkanı Zürfeddin Hacıoğlu, HÖH'ün, Peevski'yi aday göstermemesi yönünde imza kampanyası başlatacaklarını söyleyerek “Peevski'den daha bilgili, daha tahsilli, daha dürüst ve namuslu Türk evlatları varken neden o aday gösteriliyor?" dedi.
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hızmet Derneği Başkanı Rafet Ulutürk de, tepkisini dile getirirken "Şunu sormak istiyoruz. Hiçbir Bulgar partisi bir Müslümanı aday göstermezken, sözde Türk partisi bu kadar demokratik nasıl olabiliyor?" ifadelerini kullandı.
Ulutürk, Bulgaristan'da bir milyondan fazla Türk’ün yaşadığını belirterek, “Vekil olacak başka namuslu insanlar bulamadılar mı? Peevski'yi aday yaparak milletle dalga geçiyorlar. Hadi diyelim aday için uygun Türk bulamadınız, namuslu Bulgarlar da mı yok?" dedi.
HÖH: Peevski hakkında yanlış görüntü var
HÖH Genel Başkanı Lütvi Mestan ise, sivil toplum kuruluşlarının tepkisini yersiz buluyor. Mestan’a göre, Peevski'nin kamuoyunda çarpıtılmış bir imajı var ve bu görüntü partinin genel imajının önüne geçmemeli. Lütvi Mestan, amaçlarının AP'deki mevcut milletvekili sayısını korumak olduğunu söylüyor:
"Mevcut üç milletvekilimizle Avrupa Parlamentosu'ndaki pozisyonumuzu korumalıyız. Şartlar uygun olursa hatta dördüncü milletvekilimizi göndermeye çaba harcayacağız. AP seçimi şüphesiz desteklediğimiz Başbakan Plamen Oreşarski hükümetinin istikrarına da yansıyacak."
Peevski’ye Bulgarlar da karşı
HÖH milletvekili Peevski, varlıklı bir aileye mensup. Annesi Irena Krasteva 'Bulgar Medya Grubu' şirketinin sahibi. Ülkenin en büyük matbaasına ve 12'den fazla gazeteye sahipler. 
Bu medya kuruluşları bir önceki GERB partisi hükümetini destekliyordu, ancak parti iktidarı bırakınca GERB'i son derece ağır şekilde eleştirmeye başladı. Milletvekili olmasına rağmen parlamentoya adım atmayan, kamuoyunun önüne çıkmayan ve medya kuruluşlarının söyleşi isteklerini kabul etmeyen Peevski hakkında yolsuzluk iddiaları da mevcut.
Geçen yılın Haziran ayında istihbarat teşkilatı Devlet Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (DANS) başkanlığına atanan Peevski, halkın tepkisiyle karşı karşıya kaldı. Onbinlerce vatandaş ülkenin çeşitli şehirlerinde sokaklarda Peevski'nin atamasını protesto etti. Protestolar üzerine, Başbakan Plamen Oreşarski atama için halktan özür diledi, Peevski de istifa etmek zorunda kaldı. Böylece Peevski, DANS Başkanı görevinde bir gün kalabildi.
05:44 | 0 коментара |

Bulgaristan'da Pomaklar parti kuruyor

14 Nisan  2014 I Al Jazeera Türk


Uzun yıllardır siyasi bir çatı altında birleşemeyen Pomakların geçen kasım ayında başlayan parti kurma çabaları sonuç vermek üzere. İlk Bulgar Pomak partisinin kuruluşu bir ay içinde açıklanacak.


Pomak kökenli Bulgaristan vatandaşı olan, Avrupa Pomak Enstitüsü Başkanı Efrem Mollov, Bulgaristan’da yaşayan Pomak kökenli vatandaşların siyasi temsiliyeti için geçen yıl ilk adımı atmıştı. Mollov, partinin kuruluş toplantısını da geçen yılın kasım ayında Filibe'de yaptı. Partinin adı: Kültür, Özgünlük, Çeşitlilik İçin Yurtsever Birliği Partisi (POMAK) olacak. Mollov, partinin etnik temele dayanmayacağını belirterek yapılan baskılara işaret ediyor.
Pomak partisi resmi kayıt için gün sayıyor. Partinin üyeleri ve başkan yardımcıları, partinin resmileşmesinden önce isimlerinin öne çıkmasını  istemiyorlar. Geçtiğimiz günlerde kurucu üyelerin toplantısı yapıldı. Bir ay içinde başkan ve başkan yardımcıları ile yönetim kurulunun seçileceği toplantı yapılacak. Ardından da resmi kayıt için başvuruda bulunulacak.
'Tüm azınlıkları birleştirmek istiyoruz'
Al Jazeera’ye konuşan Mollov, yıllardır hiçbir iktidarın Pomakların yararına çalışmadıklarını, azınlık çıkarları için de adım atmadıklarını belirterek şunları söyledi:
"Partiler Avrupa yasalarıyla çelişerek, Bulgaristan'da farklı etnik azınlıkların varlığını tanımıyorlar. Sadece biz Pomaklar değil; Makedonlar, Vlahlar, Karakaçanlar, Gagağuzlar, Romanlar vs… Türkleri de unutmayalım. Bu açıdan bakıldığında statükonun partileri öyle bir rejim ve anayasa yaptı ki, tek uluslu bir devletten bahsediliyor."
Kültür, Özgünlük, Çeşitlilik İçin Yurtsever Birliği Partisinin (POMAK) lideri Efrem Mollov
Amaçlarının sadece Pomak partisi kurmak olmadığını belirten Mollov, tüm etnik grupları, kendini farklı etnik grupta gören insanları birleştirmeyi amaçladıklarını ifade ediyor.
Tepkileri parti kurmaya kalkışmalarının öncesinden beklediklerini ifade eden Mollov, "Tepkileri zaten bekliyorduk. Ancak bu tepkilerin aynı zamanda toplumu uyandırmasını da hedefliyorduk. Toplumda statükodan korkmayan insanların olduğunu göstermek ve devletin idare edilmesi modelinin gözden geçirilmesini göstermek de istiyoruz" diyor.
'Telefonlarımız dinleniyor, bölücü gibi gösteriliyoruz'
Güvenlik birimlerinin kendilerini sürekli takip ettiklerini iddia eden Mollov,  "Güvenlik birimleri telefonlarımızı dinliyor, senaryolar ortaya koyuyorlar. Medyaya gelince ise televizyonlar görüşümüzü almak için değil, bizi kötü olduğumuzu göstermek için davet ediyor. Bölücü, köktendinci ve terörist olduğumuzu göstermeye çalışıyorlar. Halihazırda yazdığım bir kitap için dava açıldı. Düşünebiliyor musunuz, 21. asırda yazılan bir kitap için mahkemeye gidiyorsunuz" diyor.
Ana hedeflerinin Avrupa Birliği yasaları çerçevesinde Bulgaristan'daki azınlıkların tanınması olduğunu vurgulayan Mollov, anayasanın değiştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
90’lardan bu yana mücadele ediyorlar
Bulgaristan'da yaşayan Pomaklar tüm girişimlere rağmen uzun yıllardır bir siyasi bir çatı altında birleşemedi. İlk girişim 90'lı yıllarda Jıltuşa köyü muhtarı Kamen Burov tarafından yapıldı. Burov, adı Demokratik Emek olan Pomak partisini kurdu. Ancak Demokratik Emek Partisi, iddialara göre “kurucularına yönelik baskılar nedeniyle” örgütlenemedi. Kısa bir süre sonra da dağıldı.
Burov'un ardından, 2009’da Prof. Adrian Palov, Gelişim ve Refah adını verdiği Pomak partisi kurduğunu ilan etti ancak bu parti de hayata geçemedi.
Palov'un ardından da birkaç defa Pomak partisi kurmak için girişimlerde bulunuldu ancak başarılı olunamadı.
'Baskı yüzünden parti kuramadık'
Pomaklar konusunda araştırmalar yapan Gazeteci-Yazar Georgi Kulov, Pomakların siyasi bir oluşum kuramama nedenini devletin kendilerine yaptığı baskıya bağlıyor:
"Ana neden devletin Pomak azınlığının oluşmasından endişe etmesi. Yetkililer, 'Pomak etnisitesi' anlayışının yaygın hale gelmesinden korkuyor. Resmi görüş, Pomak azınlığının oluşmasını engellemeye çalışıyor. Bulgar devletinin, Pomaklara yönelik geçmişteki ve bugünkü tutumu tamamen Pomakların zorla İslam'ı kabul etmiş Bulgarlar olduğu savına dayanıyor. Resmi teze şüpheyle yaklaşanlar anında hain ve yabancı ülke ajanı ilan ediliyor."
Pomaklar konusunda araştırmalar yapan gazeteci-yazar Georgi Kulov
Yeni Bulgar Üniversitesi'nden Prof. Dr. Evgeniya İvanova da, Pomakların kendilerine 'Bılgaro-Mohamedani' (Muhammed’e inanan Bulgar) denilmesini istemediklerini belirterek; "Onlar kendilerini Pomak olarak adlandırılmasını tercih ediyorlar" diyor.
Aşırı milliyetçiler ise, siyasi parti kurma çabalarını hainlikle eşdeğer tutuyor. Pomak partisi ilanından sonra açıklama yapan İç Makedon Devrimci Örgütü Partisi (VMRO),  "Pomaklar, dini Müslamanlık olan Bulgardır. Peki Bulgar Katolikleri de parti mi kuracak" diye sordu ve Pomak partisi lideri Mollov'u ulusal çıkarlara karşı çalışmakla suçladı.
Aşırı sağ çizgideki Ataka Partisi de Pomakların siyasi parti kurma girişimleri ile ilgili "Pomak partisi kurmak isteyenler bölücülük yapıyor" şeklinde açıklama yapmıştı.
Sayıları hakkında sağlıklı bilgi yok
Pomakların Bulgaristan'daki sayıları konusunda sağlıklı bir sayı vermek çok zor.
Rodoplar Kültürel İşbirliği ve Dostluk Derneği Başkanı Mediha Zaimova, 1926 yılından bu yana Bulgaristan'daki nüfus sayımlarında Pomakların sayılmadığını söylüyor:
"Sanki yokuz gibi. 2011 yılındaki son sayımda etnik grupların belirtildiği haneler arasında 'Pomak' hanesi yoktu. Bu nedenle tam sayı vermek imkansız. Bizim verilerimize göre, ülkede 600 bin civarında Pomak yaşıyor."
Bulgaristan'da resmi görüşe göre Pomaklar diye bir topluluk bulunmuyor. Pomaklara, "Hz. Muhammed'e inanan Bulgarlar" anlamındaki  'Bılgaro-mohamedani' deniliyor. Bir bölümü Türk'üz derken, bazıları Bulgar olduklarını söylüyor. Bazıları ise Müslüman olduklarını söylemeyi tercih ediyorlar.
Rodoplarda Kültürel İşbirliği ve Dostluk Derneği Başkanı Mediha Zaimova
Dini ve etnik baskılara maruz kaldılar
Osmanlı’nın Balkanlar'dan çekilmesinden sonra Pomaklara karşı uygulanan asimilasyon politikaları, Bulgaristan'da çarlık döneminde başladı. 1912 ve 1970 yıllarında Pomakların Türk isimleri zorla Bulgar adlarıyla değiştirildi, Müslüman giyim ve kuşam yasaklandı. Pomaklar bu baskılara karşı gelerek ülkenin birçok yerinde hükümet güçleriyle çatıştı. Yüzlercesi hapislere atıldı veya öldürüldü.
Pomaklar bu baskılar sırasında hayatlarını kaybedenleri bugün ülkenin çeşitli yerlerine konulan anıtlar önünde anıyor. 
Kaynak: Al Jazeera
05:41 | 0 коментара |

'Türkçe zorunlu ders olsun'

14 Mart 2014 Cuma |

45 yıllık totaliter rejimden sonra 1989'da demokrasiye geçen Bulgaristan'da Türklerin çocuklarına okullarda zorunlu ana dil dersleri okutamaması, çözüme kavuşmayan en önemli sorunlarından biri.
1990 öncesi ülkede hâkim olan komünist yönetimin uyguladığı silah zoruyla Bulgarlaştırma ve baskı dönemi geçmişte kalmasına rağmen, bugün Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan'daki Türkler, ana dillerinde eğitim konusunda zorluklarla karşılaşıyor. Türklerin çocukları, ana dil eğitimini "seçmeli ders" olarak alabiliyor. Yasaya göre, "mecburi seçmeli" statüsünde olan Türkçe dil dersinin haftalık süresi üç saat. Seçmeli ders olarak alındığında süre haftada dört saate kadar uzatılabiliyor.
"Ortağretimde Türkçe mecburi olsun"
Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH), muhalefetteyken Eğitim Komisyonu'ndaki görüşmeler sırasında mecburi derslerin arasında Türkçe'ye yer verilmemesine sert tepki göstermişti.
HÖH Genel Başkanı Lütfi Mestan, "Komisyon üyelerinin oyları ile yapılan yasa düzenlemeleri resmen ayrımcılık yaratır ve biz, parti olarak buna karşı sert tepkimizi koyacağız" demişti. Mestan, "Haftada 4 saat mecburi ana dil eğitimi yapılır" ifadesinin eğitim yasasında yer almasını önerdi ancak öneri kabul görmedi.
Mestan'ın söz ettiği sert tepki ise bir türlü gelmedi. Bugün HÖH, mevcut hükümette koalisyon ortağı konumunda ve hâlȃ ülkedeki Türklerin çocukları ana dillerini seçmeli ders olarak okuyor.
Ülkede ikinci Türk partisi konumundaki Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (HŞHP) ise, HÖH'ün muhalefetteyken popülist söylemlerle ana diline önem verdiği görüntüsü sergilediğini, ancak defalarca hükümet ortağı olmasına rağmen Türklerin ana problemlerini görmezlikten geldiğini savunuyor. Bulgaristan'da ve Türkiye'de faaliyet gösteren ve Bulgaristan Türklerinin temsil edildiği birçok sivil toplum kuruluşu da bu görüşe yakın.
HÖH ve HŞHP, ana dil eğitiminin zorunlu olmasını sağlayamazken, Türklere ait sivil toplum kuruluşları ise güçlü olmadıkları için etkili olamıyorlar.
"Çifte standart var"
Uluslararası Azınlık Araştırmaları ve Kültürler Arası İlişkiler Merkezi'nin (IMIR) Başkanı Antonina Jelyazkova, ana dil eğitimi konusunda Bulgaristan'da çifte standart uygulandığını söylüyor.
Jelyazkova, Bulgaristan'daki milliyetçi çevrelerin Sırbistan ve Arnavutluk gibi ülkelerde yaşayan Bulgar diasporasının ana dil eğitimi için destek verirken, bir arada oldukları azınlıklar için tam tersi tutum sergilediklerini hatırlatıyor.
Antonina Jelyazkova, IMIR'in Bulgaristan'da Türk, Müslüman ve Pomakların yaşadığı iki büyük, iki orta ölçekli şehir ve 10 köyde yaptığı araştırmanın sonuçlarını "üzüntü verici" olarak değerlendirdi. Jelyazkova'nın başkanı olduğu IMIR'in saha araştırmasındaki bazı tespitler şöyle:
  • Bulgaristan'daki eğitim sisteminde tarih dersleri Bulgar etnisitesinin bakış açısıyla sunuluyor.
  • Tarih kitaplarında kendini bulamayan Bulgaristan Türkleri, bilgilerini Türk televizyonlarındaki belgesellerden tamamlamaya çalışıyor.
  • Okullardaki haftalık 4 saatlik seçmeli ana dil eğitimi ve Ulusal Bulgaristan Televizyonu'nun günlük 15 dakikalık Türkçe haberleri son derece yetersiz.
  • 20 yıldır Türkçe ana dili ders kitapları ve diğer eğitim malzemeleri hiçbir şekilde yenilenmedi.
"Ana dil kimliğin temeli"
Filibe'deki Paisiy Hilendarski Üniversitesi Öğretim Görevlisi Harun Bakir, ana dilde eğitim konusunun neden ülkedeki Türklerin ana sorunu olduğunu şöyle anlatıyor: 
"Ana dilini yitirmiş bir şahıs öz kültürünü ve kimliğini de yitirmiş demektir. Bizim çocuklarımıza baktığımızda da, onlarla olan problemimizi incelediğimizde de bu sonuca varmamız mümkündür. Çünkü Bulgaristan’da yaşayan Türk çocuklarının zaman zaman ana dillerine hâkim olmadıklarını görüyoruz."
Dil konusu ülkedeki Türklerin ana sorunu olmaya devam ederken, yine dille ilgili başka bir engelleme parlamentoda kabul gördü. Bu da, seçim kanunundaki, seçim dönemlerinde Bulgarca dışında başka bir dilde propaganda yapmayı yasaklayan madde. Buna göre, Türklerin seçim dönemlerinde organize edilen miting ve toplantılarda Türkçe konuşmaları yasak.
"Türkçe yabancı dil değil"
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçen hafta Bulgaristan'daydı. Davutoğlu, ziyareti sırasında Türkçe'yle ilgili konuları da Bulgar yetkililerine ilettiğini söyledi.

Sofya'da Bulgaristan'daki Türk gazetecilerin sorularını yanıtlayan Davutoğlu, "Türkçe dediğim, buranın dili, sizin vatandaşlarınızın dili. Türkçe yabancı dil değil. Örnek de verdim; Türkiye'de de Kürtçe konusunda birçok şey vardı ama Kürtçe propaganda serbest bırakıldı ve bu hiçbir şekilde zarar da vermedi. Türkiye'de bu rahatlıkla yapılıyor. Hiç kimseye de zarar vermedi, vatandaşların aidiyet bilinci kuvvetlendi" dedi.
Davutoğlu, "Çocuklar Türkçe eğitim alamazsa, nasıl kendilerini bu topraklara ait hissederler?" diye sordu. 
Al Jazeera Türk / 4 Mar 2014
08:50 | 0 коментара |